Kusura bakmayın dostlar. Hatırlatamadık zamanında. Ancak gene de geç değil, 3 gününüz var.
Ama benim kafam bu konuda biraz karışık. Şöyle ki:
Şimdi bu film Californiya falan oralarda geçiyor. Yani kuzey yarım kürede. Tabi haliyle mevsim de sonbahar. Böyle bir havaların soğuması olsun ne bileyim aşka farklı yaklaşımlar, doğalgaz faturalarının kabarması, kapı pencere bantlarının tezgahlara düşmesi derken insanların aşk ateşi daha da kabarıyor. Soğuğa karşı olan mücadele insanları daha da birbirlerine yaklaştırıyor. Bir nevi aşk kaçınılmaz oluyor.
"Kapı bandıyla bir adım öndesiniz."
Gel gelelim kazın ayağı öyle değil. Bir de bunun güney yarım küresi var. Sen gel November'lı film çek ama ilkbahar-yaz-sonbahar-kış'ı hiç hesaba katma. Tamam illa böyle bir zaman belirtme isteğin varsa dünyanın ekseninin eğikliğini niye göz ardı ediyorsun. Misal "Perşembe'de aşk başkadır"(Filmi de Perşembe'de(ilçe olan(parantez içinde parantez de bambaşkaymış)) çekersen bambaşka olur.) de. Ya da "İkindin aşk başkadır." da olabilir.
"Sizi artiz yapanda kabahat."
Neyse olan olmuş artık yapacak bişey yok. Bizim için kasım sonbahar olduğuna göre oyunu kuralına göre oynamak lazım.
Şu güzel pazartesi günü için yine november'lı bir eserle veda edelim.
Sonralıklı olarak da, malumunuz iş yerinde öğle yemeklerini arasıra Harun Abi'yle yerim.BKZ(Harun Özakıncı. Samimiyetten abi diyorum ben=)) Bugün gene bi yemek yiyelim dedik. Muhabbet sohbet geldi gene malum filmimiz "Yürü Gari İbraam"a geldi. Sözü fazla uzatmadan sadede geleyim. Filmimiz şubat gibi Bodrum'da, nisan gibi de İstanbul'da gösterilecek. Fragmanını da haftasonu gibi internet ortamından takip edebilirsiniz.
"Ben bir gazetecilik başarısına daha imza atarken, Harun Abi de, vazgeçilmezi olan ayranının tadını çıkarıyordu."
Sevgili evde kendimizciler, biliyorsunuz sinema sanatı üzerine ihtisas yapmış, bu konudaki yazıları gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki akademik çevrelerce takip edilen bir insanım. Gerek burada, gerekse internetin çeşitli başka köşelerinde de yazdım çizdim, bu konudaki rüştüm, ağırlığım belli. O yüzden, sizlere bir faydam olsun, bu engin bilgi birikimimden siz de faydalanın istedim.
Bundan sonra yanlış yunluş filmlere gitmek, tüh lan boşa para verdik demek yok! Tek yapmanız gereken, uzun yıllar süren araştırmalar sonucu ulaştığım aşağıdaki maddeleri kontrol etmek. Eğer bunlardan biri veya bir kaçını sağlıyorsa o film iyidir, izlenir. Buyrun başlıyoruz:
1. Van Damme oynuyorsa:
Eğer bir filmde Van Damme oynuyorsa o filmin kötü çıkma ihtimali neredeyse yok gibi. Büyük ustanın bütün filmlerini izledim, sanatsa sanat, dövüşse düvüş hepsi var.
çok çalıştım ama bacakları şöyle ayıramadım be...
2. Vurdu-kırdı sahneleri bolsa:
Şimdi diyeceksinizki izlemeden bunu nasıl anlayalım? E ama fragman diye bir şey var, eğer fragmanda bol bol aksiyon, silahlı silahsız çatışma varsa o film iyidir izlenir. Aynı şekilde filmin afişine bakarak da anlayabilirsiniz bunu. Düsturumuz: "Ne kadar kemik sesi, silah sesi var, orda çok güzel bir sinematografi var!"
İşte örnek bir film afişi... (vhs kapağı bu aslında)
3. Ninjalar, samuraylar varsa:
Ninjalık tamam, her türlüsüne saygım sonsuz. Hele samuraylık, bakın buraya yazıyorum Toşiro Mifune'nin oynadığı bütün filmlerin hastasıyım, cemil cümle samuraylar eline su dökemez...
Yalnız, bu madde aslında biraz tehlikeli. Neden? Eğer filmin yapım tarihi 2000 yılından önce ise tamam, ninjalı her filmi izleyebilirsiniz. Ama yakın tarihteyse kontrol etmek gerek, sanatsal ninjalı film çıkabilir, aman dikkat! (örn: uçan hançerler, ağlayan kaplan-zıplayan ejder vs vs...)
Onlar biraz yoruyor insanı, sanatsal filan ya...
Evet, şimdilik bu kadar ama yazı dizimize devam edeceğiz, hatta bu seri bittikten sonra "kızla gitmelik filmler" diye bir başka bir yazı dizisine başlayıp hayır dualarınızı almayı düşünüyorum. Halka hizmet hakka hizmettir neticede...
İddia ediyorum, Amerikan Pastası filmleri serisinin dünya üzerinde en çok izlendiği yer TSK'ya bağlı kışla ve birliklerdir. Bilhassa da serinin son filmleri. Eğer seriden haberiniz yoksa ben terhis olduğumda 6.sı vardı ve er gazinosu vcd playerında iki akşamda bir oynamaktaydı. İçinde külli miktarda "üniversiteli kız" barındıran ve bu kızların ziyadesiyle çıplak olduğu bir günah serisi. Tabi böyle olunca sevgiye hasret kamuflajlı bedenlerce de tercih edilen bir sinema yapıtı oluyor; olsun da bir şey demiyorum. Bizzat ben kendim bir 5 kere filan izledim "naked mile" adlı 6. filmi. Ha serinin ilk filmleri biliyorsunuz daha bir gençlik komedisiyken, sonradan bunlar bakıyorlar Türk Ordusunda acayip bir talep var, veriyorlar çıplağı ekrana. Az konu, bol çıplak kız; böyle böyle 6. filme kadar geldiler (şimdi baktım, 7.yi de çekmişler)...
Sorun o değil de, bunu izleyen erat sanıyor ki üniversite ortamları gerçekten böyle çıplak kızların ortalıkta koşturduğu bir yer. Buna göre kampüste her gece parti var, bu partilerde kızlar teklif ediyor ve türlü türlü ayıp şeyler yapılıyor. Filmlerde olan bu, askerin inanmak istediği de bu. Sırf bu filmlerdeki üniversite ortamı yüzünden okumadığına pişman olan adamlar var. Ondan sonra da neden muasır medeniyetler seviyesinde değiliz... Neyse...
"Çavuş bu hayatı siz yaşadınız haa..."
Başlarda "yok oğlum öyle değil" diye gerçekleri açıklamaya, mühendislik fakültelerindeki erkek ve kız oranlarını gramaj cinsinden açıklamaya çalıştıysam da beni kaale alan olmadı. Çünkü askerin inanmak istediği o ortam, oranın gerçek olduğu. Sonradan ben de gerçeklerden vazgeçtim zaten. "Oğlum kızlar direk odana geliyor", "ormana bir girsen varya uhuuu, her çalının altında bir faaliyet" gibi ipe sapa gelmez yalanlarla ortamı iyice harladım. Ben yalanı harladıkça erat da çoştu, beni erenlerden belledi, yanımdan yöremden ayrılmaz oldu. Kantine ne zaman girsem bir izzet-i ikram, bir goygoyculuk. Tabi herfiler beni sevdiğinden değil, benim yalan dolan hikayeleri duymak istiyorlar.
"Çavuş şu yılbaşı partisini bi daha anlat hele!"
Evet dostlarım, sevgili izlekler, değerli arkadaşlar; şu an kendimden ne kadar utandığımı bilemezsiniz, ama anlattım. Amerikan pastasında gördüklerimi bizim kampüse uyarlayarak türlü türlü hikaye uydurdum. Benim anlattığım hayali üniversite ortamına göre derse merse girmiyor akşamdan sabaha kadar partilerde çıplak danseden kızlarla oynaşıyorduk. Askerin kafasında bambaşka bir üniversite hayatı oluştu, zaten karışık olan kafaları iyice bulandı. Yalnız, muhtemelen Türk eğitim sistemine de onarılmaz bir darbe vurdum, çünkü kampüs hayatını böyle sanan bu askerler yarın öbür gün çoluk çocuk sahibi olduklarında benim anlattıklarımı esas alıp oğlunu kızını okula yollamayacak, okursa gideceği yer böyle diye düşünecek, öyle ortama çocuk mu gönderilir?
Yarın öbür gün "baba beni okula gönder" kampanyaları neden işe yaramıyor diye merak ederlerse işte bunun müessibi benim ne yazık ki.
aha işte beyle manitalar vardı filmde ama bu giyinik hali...
Evet biliyorsunuz, bilim konusunda yurtiçinde olsun yurtdışında olsun çeşitli üniversitelerde kürsüsü bulunan, ülkemizin önde giden bilim adamlarından Prof. dr. depik'in hazırlayıp sunduğu "bilime sığ bakış" programının felsefe dosyasında izleklerden "peki ya David Lynch (Davut Vinç okunur) ne olacak" diye bir soru geldi. Şimdi orda da belirttim, sayın prof. depik de görüşlerime katıldılar; davut vinç bilimsel değil sanatsal bir kişi olduğundan bilimsel kıstaslara göre incelemek bilimsel bakış açısına yakışmaz. Onu ve o büyülü sinemasını sanatsal açıdan analiz etmek lazım. O iş de kendini sanat dünyasına adamış, yıllarca sanat tarihi dersleri almış (bkz. okulu sündürmek) bendenize düştü.
Ama ondan önce yıllardır büyük ustaya yazmak istediğim bir mektup var, onu aradan çıkarayım istiyorum; buradan bütün evdekendimiz okurları önünde David Vinç'e sesleniyorum:
Sevgili Bay David Linç;
Sinemanızın büyük bir hayranıyım. Ama sadece hayranıyım, izlemeye gelince kafam almıyor o kadar şeyi. Zaten bir Mulholland Drive'ı izledim, bir de ikiz tepeler'i hayal meyal hatırlıyorum, ama mevzu neydi hiç bir fikrim yok. Gerçi Mulholland Drive'daki mevzu neydi onun hakkında da bir fikrim yok. İşte kızlar arada bir yiyiştiler de bilet parası boşa gitmemiş oldu.
Neyse abi, diyeceğim ben senin filmlerini aslında izlemedim. Ama muhtelif karılı kızlı sanat ortamlarında sanki izlemişçesine atıp tutuyorum, blue velvet olsun, lost highway olsun aklıma ne gelirse sayıyorum. Kimse de anlamıyor abi; metafor diyorum, altmetin diyorum, farklı okumalar filan derken iyice akılları karışıyor; zaten ben sana bir şey diyeyim mi Davut abi, milletin de bir şey anladığı yok izlediğinden. Ordan cüce geliyor, öbürü kayboluyor aha ordan bir şey çıktı derken bir bakıyoruz filim bitmiş la! Bu nasıl sinema allahını seversen, iki vurdu -kırdı bir şeyler koy, bir kemik sesi duyalım, araba takibi olsun aksiyon görelim be abi.
Ama tabi sen daha iyi bilirsin, yıllarını sanata gizeme vermiş insansın. Ha gene yap sen gizemini, sanatını, yapma demiyorum gene yap, ama hobi olarak yap. bak şu yaşına geldin bir tane ninjalı film çekmedin, nedir yani gizemse gizemin kralı ninjalarda, çeksene bir ninjalı filim!
Neyse konuyu uzattım, asıl ben şey diyordum, kızlara filan havam olsun diye filmlerini izlemiş gibi atıp tutuyorum ya; o konuda hakkını helal et abi, ahını almayayım.
Saygılarımla,
Onkaplan
Tabi böyle yazınca adam anlamaz, aha bu da ingilizcesi:
Dear David Lynch
I am a big fan of your cinema. But just fan. Not fun. It is too complicated for me you know. I just watched Mulholland Drive but have no idea about it. Maybe girls should be more naked, it is the way of art movie, you know better.
Vatevır, what i say is this: in ortams with lots of girls, i say many things about your movies, but guess what, all bullshit because i actually never watched them. I say metafor, different readings, subtitles, whatever suits… but Dear David, listen to me carefully, no one understands it because your films are too artful for us. Maybe it is time for you too shoot ninja movies, think about it, it would be awesome bro! A ninja film by David Lynch with lots of mançıka and other stuff! Art cinema world would be in total chaos, total shock! What a great thing to see…
But you know better, becuse you are the artful person and i am not. But give me helallik becuse i eat many bread on your cinema. Entel girls are pretty but speak too much nonsense.
Yours sincerly
Onkaplan (10 tiger, fantom you know? Espri babinda)