sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2011 Pazartesi

SON ÜÇ GÜN!: Kasımda Aşk başkadır.

Kusura bakmayın dostlar. Hatırlatamadık zamanında. Ancak gene de geç değil, 3 gününüz var.

Ama benim kafam bu konuda biraz karışık. Şöyle ki:

Şimdi bu film Californiya falan oralarda geçiyor. Yani kuzey yarım kürede. Tabi haliyle mevsim de sonbahar. Böyle bir havaların soğuması olsun ne bileyim aşka farklı yaklaşımlar, doğalgaz faturalarının kabarması, kapı pencere bantlarının tezgahlara düşmesi derken insanların aşk ateşi daha da kabarıyor. Soğuğa karşı olan mücadele insanları daha da birbirlerine yaklaştırıyor. Bir nevi aşk kaçınılmaz oluyor.

"Kapı bandıyla bir adım öndesiniz."

Gel gelelim kazın ayağı öyle değil. Bir de bunun güney yarım küresi var. Sen gel November'lı film çek ama ilkbahar-yaz-sonbahar-kış'ı hiç hesaba katma. Tamam illa böyle bir zaman belirtme isteğin varsa dünyanın ekseninin eğikliğini niye göz ardı ediyorsun. Misal "Perşembe'de aşk başkadır"(Filmi de Perşembe'de(ilçe olan(parantez içinde parantez de bambaşkaymış)) çekersen bambaşka olur.) de. Ya da "İkindin aşk başkadır." da olabilir.

"Sizi artiz yapanda kabahat."

Neyse olan olmuş artık yapacak bişey yok. Bizim için kasım sonbahar olduğuna göre oyunu kuralına göre oynamak lazım.

Şu güzel pazartesi günü için yine november'lı bir eserle veda edelim.

"Saçlı'dan gelsin: November Rain."


9 Şubat 2011 Çarşamba

"Gardeşigi Gösterip Ablasını Keydirdiler"

"Şimdi öncelikle başlık nedir aga?" diyenler için gelsin:

Sonralıklı olarak da, malumunuz iş yerinde öğle yemeklerini arasıra Harun Abi'yle yerim.BKZ(Harun Özakıncı. Samimiyetten abi diyorum ben=)) Bugün gene bi yemek yiyelim dedik. Muhabbet sohbet geldi gene malum filmimiz "Yürü Gari İbraam"a geldi. Sözü fazla uzatmadan sadede geleyim. Filmimiz şubat gibi Bodrum'da, nisan gibi de İstanbul'da gösterilecek. Fragmanını da haftasonu gibi internet ortamından takip edebilirsiniz.

"Ben bir gazetecilik başarısına daha imza atarken, Harun Abi de, vazgeçilmezi olan ayranının tadını çıkarıyordu."


23 Aralık 2009 Çarşamba

Biz bu senaryoyu daha önce de gördük!


Sinema dünyası gene karışmış. Dükkana bakayım diye iki dakka arkamı döndüm, o ara bir Avatar furyası başlamış, almış yürümüş arkadaş. Ne ara çekildi de ne zaman geldi anlamadım. Açıkçası zaten ben bunu şu çizgi film olanın filme çekilmiş hali sandım ilk duyunca. İşte su halkı var, toprak halkı var, biri ateş atıyo öbürü rüzgar filan yapıyor ya, o sanıyordum biraz da ondan ilgilenmedim çoluk çocuk filmi mi izleyecez bu yaşta diye, meğerse değilmiş...

Baktım ki yönetmeni James Cameron, dedim kesin gene gözyaşlarının sel olup akacağı bir film geliyor. Kurt yönetmen ağlatmadan duramaz seyirciyi, yılların tecrübesi sonuçta. Yılmaz vural bir, James Cameron iki (tecrübe açısından)...

Neyse, konuya gelirsek: Kurtlarla Dans'la Son Samuray'ı al, herkesi maviye boya, al sana Avatar. Yalnız Titanicten de (taytanik okunuyor) bir kaç sahne olaydı o zaman çok güzel olacaktı. Şu pruva sahnesi var ya, kız kollarını açıyor, leonardo da arkadan değdiriyor filan, o da olsun diye çok bekledim ama çıkmadı. Ama görsel efektler, 3D filan süper, ona bir şey demiyorum. Hatta dur, şunu diyorum: "adamlar yapmış".

8 Aralık 2009 Salı

Su olsam ateş olsam, tabuttaki vampir olsam

Bu sene vampirlik iyi iş yaptı ha. Dizisi olsun filmi olsun vampirden kurtadamdan geçilmiyor ortalık. Gerçi kurtadamlar pek sevilmiyor, kıllı tüylü filan ya bunlar... Zaten ekseriyetle kötü adam rolündeler dikkat ederseniz. Ama vampiri kumpiri dersen akan sular duruyor aga. Hepsi de yakışıklı dalyan gibi çocuklar zaten, karizma desen karizma, şekil desen şekil. "Saçlar rasta kızlar hasta" yani...

Yalnız yılardır bu vampirlik olayını takip ediyorum (hani olur da ısırılır mısırılırsak artımızı eksimizi bilelim diye) şu ortamda bu işin temel kaideleri nelerdir daha bir mutabakata varılamadı arkadaş. Her gelen yeni bir icat çıkardı, neye inanacağımızı şaşırdık anasını satayım. Sarımsak iyi geliyor bunlara diye biliyorduk, bi film çıktı “yok lan o iş öyle değil, bişey olmuyo” dediler. Haç var dedik, öbürü geldi “yea safsata onlar batıl inanç, haç maç hikaye” dedi onu da çöpe attık. “Tahta kazık olmaz kafayı kesmek lazım” diyeni mi dersin, “gümüş suyuna yatırıp iyicene bir ovdunmuydu kendine gelir” diyeni mi dersin... Geçen bir fragman izledim, kızlı erkekli bir vampir grubu gündüz vakti sere serpe dolaşıyorlardı ortalık yerde. E hani bunlar güneşi gördü mü kavruluyordu, toz oluyordu, biz yıllarca bir yalana mı inandık? Yalan mıydı bunca yaşanmışlıklar?


Sen de yalanmışsın be Lestat


Yarın öbür gün vampirin biri anamıza bacımıza musallat olsa ne yaparız inanın bilmiyorum. Sarımsak mı tutayım, tahta kazık mı çakayım ne yapayım anlamadım ki? Vampirliği batsın, yıllardır yüz verdikçe tepemize çıktılar zaten, "ha Lestatıma, ha yiğidime" dedikçe iyice arsız oldular, terbiyesiz oldular. Bak bir zombisi, kurtadamı böyle değil. Daha bir gariban, boynu bükük onlar; efendi gibi taze beyni yiyip gidiyor adam. Ama vampir oldu muydu bir artislik, bir şekiller... Lord musunuz oğlum başımıza?