Misal bir zombi, zombi olmadan evvel huzur içinde yatan bir ölüdür de o meşum lanet başına geldiğinde, yani zombilik virüsünü kaptığında mezarından çıkıp taze insan beyni yemeye başlar, artık geri dönüşü olmaz bir yola girmiştir...
Ya da dostlar, bir vampiri düşünün. Nasıl ki vampir olmadan önce normal senin benim gibi bir insandır da, o ısırığı aldıktan, lanetli kan damarlarına aktıktan sonra artık gün yüzü görmez bir vampir olup; kan içmeden nasıl duramazsa; askerliğini yapan insan da askerlik anısı anlatmadan duramaz.
İstediği kadar film festivaline gitmiş, bienale katılmış olsun; isterse şiir kitabı yazmış olsun. O kutsal vazifeyi bitirdikten, vatan borcunu ödedikten sonra askerlik anısı virüsü damarlarına zerk olmuştur. Artık devreleriyle bir araya geldiğinde "ama topçu zamanı başkaydı aga" ile başlayan anıları harlayacak, bir sohbet masasında otururken "bizim bir başçavuş vardı.." demenin yollarını arayacaktır. Artık o bir 'askerlik anısı anlatan adam'dır.
Onu suçlamayın, hor görmeyin. Vampirin insan kanına duyduğu özlem gibi, zombinin taze beyne duyduğu hasret gibi askerlik anısı anlatan adam da askerlik anısı anlatmaya ihtiyaç duyar. Anlatamazsa hayattan soğur, gözlerindeki hayat ışığı solar gider....
Bir gün bir sanat ortamında, bir entel mekanında; elleri titreyen, beti benzi atmış, soğuk soğuk terleyen birini görürseniz; işte o bedbaht ruh askerlik anısı anlatmak isteyen, ama (sanatsal kaygılardan ötürü) konuşamayan, derdini söyleyemeyen bir lanetlidir. Bırakın anlatsın. Bırakın başçavuşlardan, albaylardan, teçhizatlı koşulardan bahsetsin. Bahsetsin ki daha bir umutla bakalım yarınlara, analar ağlamasın. Bahsetsin ki güzel günlere inanan, mutlu bir yusufçuk havalansın!
* bu yazıyı başka bir yerlerde yazmıştım ama internetin dipsiz kuyularında kaybolmasına gönlüm razı olmadı, aynen buraya kopyaladım çakal gibi, sinsi gibi. zaten kimse de okumamıştı zaar...
askerlik anısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
askerlik anısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2010 Perşembe
Askerlik Anısı Anlatan Adam
yazan:
onkaplan
etiketler:
adriana lima,
askerlik anısı,
japanese high school girls
16 Haziran 2010 Çarşamba
Beyaz Perdenin Büyüsü: Amerikan Pastası Serisi
İddia ediyorum, Amerikan Pastası filmleri serisinin dünya üzerinde en çok izlendiği yer TSK'ya bağlı kışla ve birliklerdir. Bilhassa da serinin son filmleri. Eğer seriden haberiniz yoksa ben terhis olduğumda 6.sı vardı ve er gazinosu vcd playerında iki akşamda bir oynamaktaydı. İçinde külli miktarda "üniversiteli kız" barındıran ve bu kızların ziyadesiyle çıplak olduğu bir günah serisi. Tabi böyle olunca sevgiye hasret kamuflajlı bedenlerce de tercih edilen bir sinema yapıtı oluyor; olsun da bir şey demiyorum. Bizzat ben kendim bir 5 kere filan izledim "naked mile" adlı 6. filmi. Ha serinin ilk filmleri biliyorsunuz daha bir gençlik komedisiyken, sonradan bunlar bakıyorlar Türk Ordusunda acayip bir talep var, veriyorlar çıplağı ekrana. Az konu, bol çıplak kız; böyle böyle 6. filme kadar geldiler (şimdi baktım, 7.yi de çekmişler)...
Sorun o değil de, bunu izleyen erat sanıyor ki üniversite ortamları gerçekten böyle çıplak kızların ortalıkta koşturduğu bir yer. Buna göre kampüste her gece parti var, bu partilerde kızlar teklif ediyor ve türlü türlü ayıp şeyler yapılıyor. Filmlerde olan bu, askerin inanmak istediği de bu. Sırf bu filmlerdeki üniversite ortamı yüzünden okumadığına pişman olan adamlar var. Ondan sonra da neden muasır medeniyetler seviyesinde değiliz... Neyse...
"Çavuş bu hayatı siz yaşadınız haa..."
Başlarda "yok oğlum öyle değil" diye gerçekleri açıklamaya, mühendislik fakültelerindeki erkek ve kız oranlarını gramaj cinsinden açıklamaya çalıştıysam da beni kaale alan olmadı. Çünkü askerin inanmak istediği o ortam, oranın gerçek olduğu. Sonradan ben de gerçeklerden vazgeçtim zaten. "Oğlum kızlar direk odana geliyor", "ormana bir girsen varya uhuuu, her çalının altında bir faaliyet" gibi ipe sapa gelmez yalanlarla ortamı iyice harladım. Ben yalanı harladıkça erat da çoştu, beni erenlerden belledi, yanımdan yöremden ayrılmaz oldu. Kantine ne zaman girsem bir izzet-i ikram, bir goygoyculuk. Tabi herfiler beni sevdiğinden değil, benim yalan dolan hikayeleri duymak istiyorlar.
"Çavuş şu yılbaşı partisini bi daha anlat hele!"
Evet dostlarım, sevgili izlekler, değerli arkadaşlar; şu an kendimden ne kadar utandığımı bilemezsiniz, ama anlattım. Amerikan pastasında gördüklerimi bizim kampüse uyarlayarak türlü türlü hikaye uydurdum. Benim anlattığım hayali üniversite ortamına göre derse merse girmiyor akşamdan sabaha kadar partilerde çıplak danseden kızlarla oynaşıyorduk. Askerin kafasında bambaşka bir üniversite hayatı oluştu, zaten karışık olan kafaları iyice bulandı. Yalnız, muhtemelen Türk eğitim sistemine de onarılmaz bir darbe vurdum, çünkü kampüs hayatını böyle sanan bu askerler yarın öbür gün çoluk çocuk sahibi olduklarında benim anlattıklarımı esas alıp oğlunu kızını okula yollamayacak, okursa gideceği yer böyle diye düşünecek, öyle ortama çocuk mu gönderilir?
Yarın öbür gün "baba beni okula gönder" kampanyaları neden işe yaramıyor diye merak ederlerse işte bunun müessibi benim ne yazık ki.
Sorun o değil de, bunu izleyen erat sanıyor ki üniversite ortamları gerçekten böyle çıplak kızların ortalıkta koşturduğu bir yer. Buna göre kampüste her gece parti var, bu partilerde kızlar teklif ediyor ve türlü türlü ayıp şeyler yapılıyor. Filmlerde olan bu, askerin inanmak istediği de bu. Sırf bu filmlerdeki üniversite ortamı yüzünden okumadığına pişman olan adamlar var. Ondan sonra da neden muasır medeniyetler seviyesinde değiliz... Neyse..."Çavuş bu hayatı siz yaşadınız haa..."
Başlarda "yok oğlum öyle değil" diye gerçekleri açıklamaya, mühendislik fakültelerindeki erkek ve kız oranlarını gramaj cinsinden açıklamaya çalıştıysam da beni kaale alan olmadı. Çünkü askerin inanmak istediği o ortam, oranın gerçek olduğu. Sonradan ben de gerçeklerden vazgeçtim zaten. "Oğlum kızlar direk odana geliyor", "ormana bir girsen varya uhuuu, her çalının altında bir faaliyet" gibi ipe sapa gelmez yalanlarla ortamı iyice harladım. Ben yalanı harladıkça erat da çoştu, beni erenlerden belledi, yanımdan yöremden ayrılmaz oldu. Kantine ne zaman girsem bir izzet-i ikram, bir goygoyculuk. Tabi herfiler beni sevdiğinden değil, benim yalan dolan hikayeleri duymak istiyorlar.
"Çavuş şu yılbaşı partisini bi daha anlat hele!"
Evet dostlarım, sevgili izlekler, değerli arkadaşlar; şu an kendimden ne kadar utandığımı bilemezsiniz, ama anlattım. Amerikan pastasında gördüklerimi bizim kampüse uyarlayarak türlü türlü hikaye uydurdum. Benim anlattığım hayali üniversite ortamına göre derse merse girmiyor akşamdan sabaha kadar partilerde çıplak danseden kızlarla oynaşıyorduk. Askerin kafasında bambaşka bir üniversite hayatı oluştu, zaten karışık olan kafaları iyice bulandı. Yalnız, muhtemelen Türk eğitim sistemine de onarılmaz bir darbe vurdum, çünkü kampüs hayatını böyle sanan bu askerler yarın öbür gün çoluk çocuk sahibi olduklarında benim anlattıklarımı esas alıp oğlunu kızını okula yollamayacak, okursa gideceği yer böyle diye düşünecek, öyle ortama çocuk mu gönderilir?
Yarın öbür gün "baba beni okula gönder" kampanyaları neden işe yaramıyor diye merak ederlerse işte bunun müessibi benim ne yazık ki.
19 Mart 2010 Cuma
Bu Şafaktan Sonra (bölüm 1)
Gene aynı masanın etrafında (bkz. "veda gecesi") aynı üçlü oturuyorduk. Biri (makine mühendisi olan) kafasını masaya dayamış uyuyordu, diğeriyse (inşaat müh.) bulmaca çözmekle meşguldü. Bense (mimar) büyük bir ciddiyetle, betondan masaya gülümseyen bir kurukafa ve altında çaprazlama kesişen iki kılıç çizmekle meşguldüm. Sanatımı konuşturuyordum resmen. Resim bitince üstüne "KRAL DEVRE 323 K.D.", altına da "Ş=49 zorunuza gitmesin" yazdım. Allahım ben bu hale nasıl gelmiştim? Bienale gitmiş, kısa film festivallerinde bulunmuş adamdım ben, şimdiyse masalara şafak atıyordum!
O esnada, çamaşırhane çavuşu olarak, emrime verilmiş iki erden biri olan Kenan geldi. Muhteşem ikilinin uzun boylu olanıydı Kenan.
"Çavuş zıgaran var mı?"
Elimi kamuflajın cebine attım, bir şeyler arıyor gibi karıştırdım ve halk arasında "nah" işareti olarak bilinen baş parmağı işaret ve orta parmak arasına konarak yapılan o el hareketini cebimden çıkararak "aha burdan yak, çekinme" dedim. Bir zamanlar sanata uzanan eller şimdi el hareketi çekiyordu.
Kenan hayatımda tanıdığım en acayip adamlardan biriydi. Bütün kışladaki en büyük porno dergi ve resim arşivine sahipti. Ama aramalarda yakalanma korkusuyla arşivi kışlada bir yerlere gömmüş ve sonra da gömdüğü yeri unutmuştu. Adamın askerliği, artık kışla birlikleri arasında efsane gibi dilden dile dolaşan o kayıp hazineyi aramakla geçiyordu. İşin ilginci Kenanla beraber tüm erat da bu gömüyü arıyordu. Ortalık köstebek çukuru gibi delik deşik olmuştu, komutanların bütün kışlayı oyması an meselesiydi.
Aslında Kenan definesini bir tek yere gömmemişti, parçalara ayırmış ve farklı yerlere saklamıştı. Bunu da şöyle farkettik; bir gün kazan dairesini temizleyen askerler (makine mühendisi arkadaş da oranın sorumlusuydu) içeriği "şunları yap bunları et imza: komutan" şeklinde askeriyede normal sayılan ve her yerde görülen bir panonun arkasında kah bulvar gazetesinden kesilmiş, kah çeşitli magazin dergilerinden kırpılmış bir fotoğraf sergisiyle karşılaştılar. Tabi bunu öğrenen Kenan hemen olay yerine intikal etti ve resimlerini talep etti. Resimlere el koyan ve vermemekte direten kazan dairesi personeline "my preciousss" diye inlerkenki halini görmeliydiniz. Ah be Kenan...
Çok geçmemişti ki kışla hamamının görevlisi asker, eratın kullanması yasak olan lakin görüntü icabı dolaplarda duran havlularının arasında definenin bir başka kısmına ulaştı. Yalnız bunlar biraz farklıydı, çünkü resimler ıslanmaya karşı özenle pvc'lenmişti! Böyle çaba, böyle aşk nerde görülmüş sevgili evdekendimizciler? Neyse ki hamamcı çocuk Kenan'ı kırmadı ve resimleri bir paket sigara+kola karşılığında teslim etti.
Ama söylentilere göre hazinenin asıl büyük kısmı hala kayıptı; kimine göre gömü eğitim sahasında italyan çukurunun orda, kimine göreyse doldurboşalta sırtını verip 100 adım attığında hemen soldaki çam ağacının dibindeydi. Resmen sahte define haritaları etrafta uçuşuyordu. Bütün kışla bir umut ünü günden güne artan bu gömüyü arıyordu. Hatta zamanla hazinenin içeriği de değişmeye başladı. Porno arşivi olarak çıktığı yolda, muhteviyatı günden güne genişledi, içine bir askerin hayal edip de ulaşamadığı her şey girdi. Bir karton marlborodan albayın kızının telefon numarasına kadar aklın almayacağı her şey vardı artık kayıp hazinede. Ama garip olan herkesin buna inanması ya da inanmak istemesiydi. Sanki o gömüyü bulan bütün dertlerinden kurtulacak, bir daha ona 3-5 nöbeti yazılmayacak, kuytularda onu bekleyen albayın kızıyla yasak bir aşk yaşayacaktı.
Hazinede neredeyse tek eksik "alay sancağı" kalmıştı. Yani hasbelkader kötü niyetli bir kişi "gömüde alay sancağı gizliymiş, komutanlar koymuş, bulur da genelkurmaya götürebilirsen anında terhis ederlermiş" diye bir söylenti yaysa olabilecekleri tahmin bile edemiyordum...
Ve evet, o kötü niyetli kişi bendim...

...
O esnada, çamaşırhane çavuşu olarak, emrime verilmiş iki erden biri olan Kenan geldi. Muhteşem ikilinin uzun boylu olanıydı Kenan.
"Çavuş zıgaran var mı?"
Elimi kamuflajın cebine attım, bir şeyler arıyor gibi karıştırdım ve halk arasında "nah" işareti olarak bilinen baş parmağı işaret ve orta parmak arasına konarak yapılan o el hareketini cebimden çıkararak "aha burdan yak, çekinme" dedim. Bir zamanlar sanata uzanan eller şimdi el hareketi çekiyordu.
Kenan hayatımda tanıdığım en acayip adamlardan biriydi. Bütün kışladaki en büyük porno dergi ve resim arşivine sahipti. Ama aramalarda yakalanma korkusuyla arşivi kışlada bir yerlere gömmüş ve sonra da gömdüğü yeri unutmuştu. Adamın askerliği, artık kışla birlikleri arasında efsane gibi dilden dile dolaşan o kayıp hazineyi aramakla geçiyordu. İşin ilginci Kenanla beraber tüm erat da bu gömüyü arıyordu. Ortalık köstebek çukuru gibi delik deşik olmuştu, komutanların bütün kışlayı oyması an meselesiydi.
Aslında Kenan definesini bir tek yere gömmemişti, parçalara ayırmış ve farklı yerlere saklamıştı. Bunu da şöyle farkettik; bir gün kazan dairesini temizleyen askerler (makine mühendisi arkadaş da oranın sorumlusuydu) içeriği "şunları yap bunları et imza: komutan" şeklinde askeriyede normal sayılan ve her yerde görülen bir panonun arkasında kah bulvar gazetesinden kesilmiş, kah çeşitli magazin dergilerinden kırpılmış bir fotoğraf sergisiyle karşılaştılar. Tabi bunu öğrenen Kenan hemen olay yerine intikal etti ve resimlerini talep etti. Resimlere el koyan ve vermemekte direten kazan dairesi personeline "my preciousss" diye inlerkenki halini görmeliydiniz. Ah be Kenan...
Çok geçmemişti ki kışla hamamının görevlisi asker, eratın kullanması yasak olan lakin görüntü icabı dolaplarda duran havlularının arasında definenin bir başka kısmına ulaştı. Yalnız bunlar biraz farklıydı, çünkü resimler ıslanmaya karşı özenle pvc'lenmişti! Böyle çaba, böyle aşk nerde görülmüş sevgili evdekendimizciler? Neyse ki hamamcı çocuk Kenan'ı kırmadı ve resimleri bir paket sigara+kola karşılığında teslim etti.
Ama söylentilere göre hazinenin asıl büyük kısmı hala kayıptı; kimine göre gömü eğitim sahasında italyan çukurunun orda, kimine göreyse doldurboşalta sırtını verip 100 adım attığında hemen soldaki çam ağacının dibindeydi. Resmen sahte define haritaları etrafta uçuşuyordu. Bütün kışla bir umut ünü günden güne artan bu gömüyü arıyordu. Hatta zamanla hazinenin içeriği de değişmeye başladı. Porno arşivi olarak çıktığı yolda, muhteviyatı günden güne genişledi, içine bir askerin hayal edip de ulaşamadığı her şey girdi. Bir karton marlborodan albayın kızının telefon numarasına kadar aklın almayacağı her şey vardı artık kayıp hazinede. Ama garip olan herkesin buna inanması ya da inanmak istemesiydi. Sanki o gömüyü bulan bütün dertlerinden kurtulacak, bir daha ona 3-5 nöbeti yazılmayacak, kuytularda onu bekleyen albayın kızıyla yasak bir aşk yaşayacaktı.
Hazinede neredeyse tek eksik "alay sancağı" kalmıştı. Yani hasbelkader kötü niyetli bir kişi "gömüde alay sancağı gizliymiş, komutanlar koymuş, bulur da genelkurmaya götürebilirsen anında terhis ederlermiş" diye bir söylenti yaysa olabilecekleri tahmin bile edemiyordum...
Ve evet, o kötü niyetli kişi bendim...
...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


