Şimdi sevgili izlekler, halimiz ortada, bütün sezon 2 gol atan nartallo gibi basiretimiz bağlandı, ne yazı var ne bir şey var. Nerde o eski şaşaalı günlerimiz? Ha sorarım size? Sayfanın binlerce hit aldığı, reklam vermek için koca koca firmaların peşimizden koştuğu o günler? Ama biz milyon dolarları elimizin tersiyle ittik, çünkü halka adanmış bu yürekler sizlerin gülümsemeleri üzerinden rant elde etmeyi, haram paraları karılarla kızlarla yemeyi içine sindirmedi. Birilerinin adamı olmadık yani ey dost! Reno toros gibiyiz ey halkım, kahpeliklerin zalimliklerim üzerine gidiyoruz!
Ama işte nooldu, şimdi sokaklarında tozlar uçuşan bir kovboy kasabası gibi tenha, sessiz, boynu bükük kaldı sitemiz?
E yeni bir şey de yazayım yazayım diyorum kafam çatlıyor, bir cümle dahi çıkmıyor. O yüzden arayı soğutmamak adına sağda solda bazı yerlerde yazmış olduğum sinema sanatı üzerine bazı makalelerimi ufak rötuşlar yaparak kopi past suretiyle buradan şeyedeceğim. Beni kınama ey halkım, ne yaptımsa senin için yaptım.
İlk filmimiz bildiğiniz gibi uzmanı olduğum uzakdoğu sinemasına ait bir örnek: shi mian mai fu, yani house of flying daggers, buyrun okuyun:
Filmimiz bir sanatsal dövüş filmi
örneği. Ağaçta koşma olsun, türlü türlü fantastik bıçak kılıç numarası
olsun hepsi var. Ama nerde bir van damme'ın bir don "the dragon"
wilson'ın dövüş filmlerindeki ruh? Yok.
Bir kere dövüş filmi
dediğin fizik kurallarını çiğnemeyecek. Benim için bir dövüş filmindeki
fizik sınırı Van Damme'ın bacaklarını 180 derece açmasıdır, bunun üstüne
temkinli yaklaşırım, uzakdoğulu da olsa yeri geldi mi kınarım. Ordan o
koşuyo, öbürü bıçak atıyo, bi bakıyosun bambulardan komandolar geliyor
bu ne ya? (Yalnız o bambulardan inme hareketini bizde çok yaptık askerde, orası olabilir tamam...)
Bir de vurdu-kırdı az olmuş. Dövüş filmi dediğinde vurdu kırdı bol
olacak, yönetmen yumruğu tekmeyi esirgemeyecek ağbi. Bunda da var var
olmasına ama sanatsal dövüş ya, tad alamadık biz. Biz derken sponsorum Samsunsporlular Çay Ocağında izledik geçen arkadaşlarla oradan
şeyediyorum.
Neyse yani dövüş sahneleri zayıf. Zaten bu uzakdoğu
sineması Ceki Çen'den beri doğru dürüst yapıt üretemiyor bence. O da
yaşlandı artık (gerçi seni beni hala döver söyleyeyim), pek filim
çekmiyor. Ne diyorduk, dövüş sahneleri zayıf. Varsa yoksa manzara
ortamı. ya arkadaş manzara izlemek istesem Bob Ross'un vidyoları var,
takarım kasetini onu izlerim, bbc'nin belgeseli var planet earth dağı
bayırı hep çekmiş adamlar, onu izlerim; sen bana versene vurduyu
kırdıyı...
Filmin konusuna gelirsek, bi tane gız var pıçak sallıyo dansediyo filan, onla bunun yanık olduğu
bi tip var aslında jitemci, bunlar dağda kırda geziyolar filan. Tabi
jandarma da bunları takipte sürekli ama dravdan takip, eleman
istihbaratçı ya. Bu gızın örgütü var, bölücü bunlar, Çin'i bölmeye
çalışıyorlar filan devlette adam takıyo bunların peşine işte.
Neyse
bunlar kaçarken arada yiyişiyolar filan ama kız vermiyor herife. Herif
de çakal, gizli görev ayağına aradan kızı götürecek, bir de üstüne
harcırah alacak kurnaz. Zaten bu yakışıklı makışıklı diye jandarma bunu
paso pavyonlara barlara yolluyo istihbarat yapsın diye, bu çakal da
devletin parasını karılarla yiyor orda nasıl iş anlamadım.
Neyse
işte bunlar böyle kaçarken örgüt bunları yakalıyor, sonra meğerse bu
kör değil miymiş de jitemci elemanı yakalamasınlar mı? Öbür jandarma
yüzbaşı var meğerse o da bölücü çıkmasın mı? Ama kız buna da vermiyo
çünkü aklı öbüründe kalmış, o da bunu pıçaklıyor, ötekine de diyo ki
"çıkışa gel lan!" diyor. O da el kol hareketi filan yapınca bunlar bi
kapışıyolar, birbirlerini iyi bi sopalıyolar ama gene tabi sanatsal sopa
o da. O ara bi bakıyolar kız ölmemiş ya la! Neyse sonra kız bıçağı bi
çekiyo öbürüne sallıyo ama tabi kan fırtlıyo bu sefer ölüyor. Öbürü de
gidiyor, sonra jitemci geliyo bişeler daha oluyor film bitiyor.
Bir başka sinemaya seviyesiz bakışta buluşmak üzere hoşçakalın...
uzakdoğu sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzakdoğu sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Nisan 2012 Perşembe
Sinemaya Seviyesiz Bakış: House of Flying Daggers
yazan:
onkaplan
etiketler:
japanese high school girls,
sanatsal sopa,
uzakdoğu sineması,
van damme
9 Temmuz 2010 Cuma
İyi Sinema Nasıl Olmalı?
Sevgili evde kendimizciler, biliyorsunuz sinema sanatı üzerine ihtisas yapmış, bu konudaki yazıları gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki akademik çevrelerce takip edilen bir insanım. Gerek burada, gerekse internetin çeşitli başka köşelerinde de yazdım çizdim, bu konudaki rüştüm, ağırlığım belli. O yüzden, sizlere bir faydam olsun, bu engin bilgi birikimimden siz de faydalanın istedim.
Bundan sonra yanlış yunluş filmlere gitmek, tüh lan boşa para verdik demek yok! Tek yapmanız gereken, uzun yıllar süren araştırmalar sonucu ulaştığım aşağıdaki maddeleri kontrol etmek. Eğer bunlardan biri veya bir kaçını sağlıyorsa o film iyidir, izlenir. Buyrun başlıyoruz:
1. Van Damme oynuyorsa:

Eğer bir filmde Van Damme oynuyorsa o filmin kötü çıkma ihtimali neredeyse yok gibi. Büyük ustanın bütün filmlerini izledim, sanatsa sanat, dövüşse düvüş hepsi var.
çok çalıştım ama bacakları şöyle ayıramadım be...
2. Vurdu-kırdı sahneleri bolsa:
Şimdi diyeceksinizki izlemeden bunu nasıl anlayalım? E ama fragman diye bir şey var, eğer fragmanda bol bol aksiyon, silahlı silahsız çatışma varsa o film iyidir izlenir. Aynı şekilde filmin afişine bakarak da anlayabilirsiniz bunu. Düsturumuz: "Ne kadar kemik sesi, silah sesi var, orda çok güzel bir sinematografi var!"
3. Ninjalar, samuraylar varsa:
Ninjalık tamam, her türlüsüne saygım sonsuz. Hele samuraylık, bakın buraya yazıyorum Toşiro Mifune'nin oynadığı bütün filmlerin hastasıyım, cemil cümle samuraylar eline su dökemez...
Yalnız, bu madde aslında biraz tehlikeli. Neden? Eğer filmin yapım tarihi 2000 yılından önce ise tamam, ninjalı her filmi izleyebilirsiniz. Ama yakın tarihteyse kontrol etmek gerek, sanatsal ninjalı film çıkabilir, aman dikkat! (örn: uçan hançerler, ağlayan kaplan-zıplayan ejder vs vs...)
Onlar biraz yoruyor insanı, sanatsal filan ya...
Evet, şimdilik bu kadar ama yazı dizimize devam edeceğiz, hatta bu seri bittikten sonra "kızla gitmelik filmler" diye bir başka bir yazı dizisine başlayıp hayır dualarınızı almayı düşünüyorum. Halka hizmet hakka hizmettir neticede...
Bundan sonra yanlış yunluş filmlere gitmek, tüh lan boşa para verdik demek yok! Tek yapmanız gereken, uzun yıllar süren araştırmalar sonucu ulaştığım aşağıdaki maddeleri kontrol etmek. Eğer bunlardan biri veya bir kaçını sağlıyorsa o film iyidir, izlenir. Buyrun başlıyoruz:
1. Van Damme oynuyorsa:

Eğer bir filmde Van Damme oynuyorsa o filmin kötü çıkma ihtimali neredeyse yok gibi. Büyük ustanın bütün filmlerini izledim, sanatsa sanat, dövüşse düvüş hepsi var.
çok çalıştım ama bacakları şöyle ayıramadım be...
2. Vurdu-kırdı sahneleri bolsa:
Şimdi diyeceksinizki izlemeden bunu nasıl anlayalım? E ama fragman diye bir şey var, eğer fragmanda bol bol aksiyon, silahlı silahsız çatışma varsa o film iyidir izlenir. Aynı şekilde filmin afişine bakarak da anlayabilirsiniz bunu. Düsturumuz: "Ne kadar kemik sesi, silah sesi var, orda çok güzel bir sinematografi var!"
3. Ninjalar, samuraylar varsa:
Ninjalık tamam, her türlüsüne saygım sonsuz. Hele samuraylık, bakın buraya yazıyorum Toşiro Mifune'nin oynadığı bütün filmlerin hastasıyım, cemil cümle samuraylar eline su dökemez...Yalnız, bu madde aslında biraz tehlikeli. Neden? Eğer filmin yapım tarihi 2000 yılından önce ise tamam, ninjalı her filmi izleyebilirsiniz. Ama yakın tarihteyse kontrol etmek gerek, sanatsal ninjalı film çıkabilir, aman dikkat! (örn: uçan hançerler, ağlayan kaplan-zıplayan ejder vs vs...)
Onlar biraz yoruyor insanı, sanatsal filan ya...
Evet, şimdilik bu kadar ama yazı dizimize devam edeceğiz, hatta bu seri bittikten sonra "kızla gitmelik filmler" diye bir başka bir yazı dizisine başlayıp hayır dualarınızı almayı düşünüyorum. Halka hizmet hakka hizmettir neticede...
yazan:
onkaplan
etiketler:
ninjalık,
sinemanın büyüsü,
uzakdoğu sineması,
van damme
11 Ocak 2010 Pazartesi
Beyaz Perdenin Büyüsü: Uzakdoğu Sineması

Geçen, geçen dediğim de yılbaşı tatili civarı işte, bi arkadaşta toplandık her modern arkadaş grubu gibi, modern arkadaş gruplarına yaraşır bir şekilde eğlenicez filan. Evde de projeksiyon cihazı perde filan var, dediler ki "film izleyelim". E dedim "o zaman şöyle vurdulu kırdılı bir şeyler koyun da havamızı bulalım". Ev sahibisi arkadaş da dedi ki "abi tam senlik bir kore filmi var, kan oluk oluk akıyor, kemik sesi duymazsan adam değilim". Bu arada ortamda entel kızlar filan da var, hayatta da izlemezler dövüş filmi. Bunlar itiraz etmeyince ben biraz kıllandım, çünkü en son gene böyle bir ortamda aynı kadroya "Rocky 1" izletmeye çalışmış ve hüsrana uğramıştım. Böylesi bir başyapıtı izlemeye tahammülü olmayan önyargılı insanlar nasıl olur da ninja filmi izlerler diye düşünüyorum yani (uzakdoğu sineması diyince direk aklıma ninja filmleri geliyor benim).
Bak şimdi ninja dedik, kore dedik; burda durup bir parantez açmak lazım uzakdoğu sineması için. Öncelikle, bana hiç kim ki duk mim ki duk diye tırıvırı yapmayın, uzakdoğu sinemasının bir tane kralı vardır, o da Bruce Lee. Bruce Lee, Çeki çen ve Don "the dragon" Wilson; bunlar bu sinemanın yenilmez armadasıdır. Gerçi Don "the dragon" wilson'ın kütüğü amerikada ama, o da çekik gözlü sonuçta.
Uzakdoğu sinemasını uzakdoğu sineması yapmış bir başka şey de ninja filmleridir arkadaş. Bugün dünya hong-kong sinemasını tanıyorsa bunun sebebi seksenlerde seri üretimle çekilip video pazarına verilen ninja filmleridir. Günde 10 tane ninja filmi çekiliyordu o zamanlar hong kong'da. Beyaz ninja, sarı ninja, tek kollu ninja, hayalet ninja ve hatta pezevenk ninja; ninjalığın her türlüsünü filme çekti adamlar o yıllarda. Video kasetçiye girdin mi bir duvar kompile ninja filmi olurdu. Yahu holivut bile bunlara özendi de "amerikan ninja" diye seri çekti (o da muhteşem bir seriydi bu arada ha).
ne seriydi ama... ninjalar ağladı be..
Sonra bir ara ne oldu anlamadım, ikibinlerde filan uzakdoğu sinemasına bir sanat filmi gazı geldi. İşte kim ki duk filan hep o ara kıymete bindi. Böyle uzun sahneler, ağır planlar bildiğin fransız sanat filmlerinin her numarasını çekik gözlü oyuncularla izledik sayelerinde.
Neyse, konuyu dağıttık, işte o akşam bu kore filmini taktı arkadaş teybe (teyp?). Hakkaten de kavga dövüş gırla gidiyor, ama bir acayiplik var. Yani kan akıyor, kemik sesi geliyor ama bir yandan da bir sanatsal olayım, şiirsel olayım havası var. Dövüş aralarında gene uzun uzun sahneler, bayık bayık bakışmalar...
İşte bu ikiyüzlülük beni kahrediyor. Bunlara ne olduysa, artık kimin aklına geldiyse vurdı-kırdıyla sanatı birleştirme yoluna girdiler, bir acayip sentez oldu sonuç da. Ya sanat filmi yapın ne olduğunu bilelim ona göre kızla filan gidelim, ya da adam gibi verin macerayı neşemizi bulalım. İki arada bir derede ne maceradan bir şey anladım, ne de sanattan (ondan zaten anlamıyorum)....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


