10 Şubat 2011 Perşembe

Gereksizikizler geri döndü.

Gereksiz dediğime bakmayın, aslında dünya tatlısı insanlardır.
Gerçi dünya tatlısı dediğime de bakmayın, ellerinden kolalarını aldığınızda, aniden ciddileşip birer canavara da dönüşebilirler.
Canavar dediğime de bakmayın, alkolü fazla kaçırınca şarzı bitmiş telefon gibidirler.
...
..
.

Bu böyle uzar gider.

"Yavv bu Övünç müydü, Kıvanç mıydı?"
Peki kim mi bunlar. Link'den de takip edebileceğiniz iki tane taze askerden gelmiş iki adam. Her an yine yeni yeniden saçma sapan projelerle bir yerlerden çıkabilirler. Demedi demeyin çok can yakar bu adamlar.

O değil de şu hayatı siz yaşadınız lan.

"Şimdi kafaya bi tane asılcam o olucak."

9 Şubat 2011 Çarşamba

"Gardeşigi Gösterip Ablasını Keydirdiler"

"Şimdi öncelikle başlık nedir aga?" diyenler için gelsin:

Sonralıklı olarak da, malumunuz iş yerinde öğle yemeklerini arasıra Harun Abi'yle yerim.BKZ(Harun Özakıncı. Samimiyetten abi diyorum ben=)) Bugün gene bi yemek yiyelim dedik. Muhabbet sohbet geldi gene malum filmimiz "Yürü Gari İbraam"a geldi. Sözü fazla uzatmadan sadede geleyim. Filmimiz şubat gibi Bodrum'da, nisan gibi de İstanbul'da gösterilecek. Fragmanını da haftasonu gibi internet ortamından takip edebilirsiniz.

"Ben bir gazetecilik başarısına daha imza atarken, Harun Abi de, vazgeçilmezi olan ayranının tadını çıkarıyordu."


21 Ocak 2011 Cuma

Dostluk üzerine...

Çok iyi dostlarım oldu her zaman. Hâlâ da varlar. Kimse bir başkası için ölmez, ölmemeli ama tabiri caizse uğruna ölebileceğim ve benim uğruma ölecek dostlarım var.
Nedir bu dostluk dediğimiz? Tam olarak ne yapınca dost olunuyor? Basit bir arkadaşlığın bir dostluğa dönüşmesi için aranan şart nedir? Bunlar kafa yoran şeyler.

İşte bu dostlarımdan 3 tanesi de bu blogda bana eşlik ediyorlar. Beraber yazıyoruz demiyorum, durum ortada zaten. Yazılarımızdan anladığınız gibi günlük hayatımızda da sürekli beraberiz Evde kendimiz yazarları olarak.

Bir gün delimezar'la oturuyoruz yine. Artık bira mı içiyoruz, PES mi oynuyoruz tam hatırlamıyorum. Aslında muhtemelen ikisini birden yapıyormuşuzdur. İçimde bir sıkıntı var, tanımlayamıyorum. Delimezar da farketmiş olacak:

- neyin var lan?
+ bilmiyorum abi, bi sıkıntı var içimde...
- neyle alakalı?
+ galiba bizle...
- nası yani?
+ abi niye her sorunun sonunda soru işareti diyosun...
- ulan sen de her lafından sonra üç nokta ifadesi veriyosun. nası bizle alakalı lan, anlat bakayım
+ abi bilmiyorum ya. ilişkimizde eksik bir şey var
- sıkıldın mı? artık eskisi gibi sevmiyor musun beni, bizleri?
+ yok abi ya, öyle değil. seviyorum. deliler gibi hem de
- eee? problem ne?
+ bilmiyorum abi, eksik bişey var işte. tam olmadık gibi böyle
- ne olum? eski heyecanın mı kalmadı? çok mu monotonlaştık. hep evde takılıyoruz falan diyosan gel gezelim biraz
+ yok abi öyle değil. anlayamıyorum ben de.

şeklinde bir diyalog geçti aramızda. Nedense aramızda bunca yıla rağmen eksik, olmamış bir şey vardı.

Bir zaman sonra yine ben AOE-delimezar biraderlerdeyim. Fakat mevsim yaz, kaç gündür de yıkanamamışım. Hani yıkanmak sorun değil de, yanımda yedek don, çorap falan da yok. Hani ne olacak? Giyiver aynı donu diyeceğim ama donla çorabı birleştirip bir alışveriş merkezine atsan katliamın bilançosu en az 8 ölü, 15 yaralı olur. Yani giyilecek gibi değiller.

Allah razı olsun, galiba kokudan anlayan biraderlerden biri bana temiz donla çorap verdi de bir güzel yundum, arındım, paklandım. Temiz temiz çamaşırlar giydim. Sonra huzur içinde otururken içimde bir aydınlanma oldu. Her şey netleşmişti. Artık o tanımlayamadığım eksikliği hissetmiyordum. Delimezar'a dönüp

- abi o içimdeki şey vardı ya..
+ osurdun mu lan?
- yok be abi
+ eee nooldu?
- abi artık yok. buldum ne olduğunu
+ neymiş lan?
- don abi. biz hiç don alışverişi yapmamışız. şimdi farkettim
(bileğe ketçap döküp yalamak!)

İşte böyle sayın Evde kendimizciler. Mevzu biraz iğrenç gelebilir ama arkadaşlık ile dostluk arasındaki o ince çizgi dondur. Eğer arkadaşına giymesi için donunu verebiliyorsan o senin dostundur. Ulan bu ne tırt tespit diyenler bir düşünsün, kime donunu seve seve verir, kime vermez. O zaman hak vereceksiniz bana.

(Isınma turları atıyorum. Destekleyin beni, gaz verin.)

23 Aralık 2010 Perşembe

20 Aralık 2010 Pazartesi

Blogculuk öldü mü?

"Thrash metal öldü mü?" gibi oldu bu da ha. Zamanında böyle rak mak ortamlarında muhabbet döner dolaşır mutlaka buna gelirdi kankalar; yok thrash öldü vay metalika çok bozdu falan fıstık... Bir sürü işe yaramaz muhabbet yani anlayacağınız.

Neyse işte blogculuk da öldü bence abi; ölmese de ölecek, yakındır. Tarihsel misyonu bitti artık, kimse okumuyor yazmıyor. Bak evdekendimiz bile twitter'a geçmiş, ne bileyim feyse link vermiş....

Feyse şeyapın lan beni de. kızlar filan varmış feyste, ortam oluyomuş. Tvittırın olayını daha tam anlayamadım, onu sonra yaparız...




thrash metal ölmedi yaşıyor, uygarlık yarışında bayrağı o taşıyor