Google maps'de bir özellik yapmış adamlar, daha doğrusu muhtemelen adamlar bunu yapalı epey olmuş da ben teknolojiyi geriden takip eden bir insan olduğum için (vasati 5 yıl) bunu yeni öğrendim; böyle "streeet view" diye bir şey var, bir giriyorsun binaları cepheden filan görüyorsun, sokağın içindeymişçesine geziyorsun, acayip bir şey. Tabi canlı görüntü değil, onu cia yapıyor bir tek (bir filmde gördüm, teknolojik ilerlemeyi holivut filmlerinden takip eden bir insanım).
Ben bu teknolojiyle bir anda karşılaşınca, tabi ister istemez kısa süreli bir şok geçirdim, bu kadar teknolu aklım almadı. Sonra, ataları orta asyadan gelmiş, anadolu hamuruyla yoğrulmuş şanlı bir ecdadın torunu olarak kendime yakışanı yaptım ve hemen "acep sokaklardaki manituları da görebiliyo muyuz?" diye sinsi gibi kurcalamaya başladım gugılı.
Google'ın penceresinden Times meydanı ve New York sakinleri... arkadaki manitalara zoom özelliğimiz de mevcuttur (google earth reklam filminden)..
Adeta bir kültür elçisi gibi, damarlarımdaki asil kanın da vermiş olduğu çoşkuyla, prag'dan girdim, viyana'dan çıktım. Ayıptır söylemesi red light strauze'ye bile gittim (orayı çekmemiş gugıl, bozuldum biraz). Avrupa kesmedi atlantiğin öte ucuna atladım miami sahilleri senin, las vegas batakhaneleri benim gezmediğim görmediğim yer kalmadı; başka başka kültürlerle, başka başka yörelerle kaynaştım, medeniyetle bir oldum adeta.
Tabi kıro gibi sırf kızlara bakmadım, yanlış anlama olmasın. İşte tarihi yerler olsun müzeler olsun önüme ne çıktıysa onlara da baktık biraz...
Evet sayın Evde kendimizciler. Çok geniş bir tabir oldu bu yapmak sözcüğü ama açıklayacağım.
Geçen gün yine zengin bir insanla konuşuyorum. Şimdi "Vay efendim, ne demek zengin. Neye göre zengin. Her şey para mı?" demeyin. Kız bildiğin zengin işte. Zenginliğin alt sınırı da çok acayip bir şeydir. O başka bir yazı konusu. Maddi konularda uzman kişi AOE'nin el atması lazım. Veya ben bir ara reel ekonomi'de ele alırım konuyu.
Konuyu dağıttık sizin yüzünüzden. Bu zengin arkadaşım laf arasında "Bi ara bi taksim yapalım ya" dedi. "Olur" dedim, "yapalım...". Ben anladım ki elimize kemanıdır, ududur alacağız, türk sanat musikisi eseri icra etmeden evvel kısa bir taksim yapacağız. Ben bunu düşünürken zengin kız ardı ardına önerilerini iletiyordu. "Hatta Taksim'de bi kokoreç yapalım" diye girişti bu sefer de. Kendi kendime düşünüyorum "Ulan bu zengin kız. Ne içün kendisi yapıyor da hazır almıyor. Heralde hobi neyim olarak kokoreç kursuna yazıldı veya kendi kokoreçini kendin yap diye bi dükkan açıldı" diye. Fakat zengin durunamıyordu. "Abi havalar ısınınca bi yazlık yapalım" diye girişti bu seferde. "Yok artık! şimdi de inşaata mı sardı lan bu amaçsızlıktan" falan diye düşünürken kafaya dank etti benim. Evet sayın izlekler ve diğer okuyucular. Ben de o an çok salak olduğumu düşündüm ama insanın kafa bazen duruyor işte. Hemen tabi olayı sosyolojik olarak inceledim, irdeledim, cincikledim, bızıkladım.
Biz ülke nüfusunun % 95'nin oluşturan dar gelirli, orta gelirli ve orta gelirli ama nerdeyse zengin olacak insanlar olarak bir yerlere gideriz. Gittiğimiz yerlerde bir şeyler yeriz. Eğlenmek için aktivitelerde bulunuruz. Fakat yüksek gelirli veya onların yaşamından ve konuşmasından etkilenen insanlar bunların hepsini tek fiil altında toplar: YAPMAK! Bodrum yaparlar, new york yaparlar, tekila yaparlar, parti yaparlar (bu normal)... Hatta en gıcık olduğum: rakı yaparlar.
Aylar yıllar geçti ve izleyicilerimizin ve takipçilerimizin sayesinde 30.000 ziyarete ulaştık. Gel gelelim şu sanal alemde çok büyük bir rakam değil bu. Az olsun öz olsun mahlasıyla yola çıktığımız şu blog aleminde, sanırım bu cümlenin sonunu toparlayamayacağım.
Blog dediğimiz şey araba gibidir. Bakım yapmak lazım belli aralıklarla. Biz de oturduk ve 30.000 bakımımızı yaptık blogcana. Gerçi onkaplan aramızda yoktu. Ama onunla da 50.000 bakımında beraber olacağımızı umuyorum.
30.000 bakımının bize çok fazla bir maliyeti olmadı. Bu yüzden bu maliyeti fiyatlarımıza yansıtmayı düşünmüyoruz. Blogumuzun CO'su depik alkolün de etkisiyle "Para alalım lan izleyicilerden" dese de birden kedine gelerek bu isteğinin ne kadar saçma olduğunu anladı ve sustu. Daha sonra marvadam "Serverı yeniliyelim bari" diyerek ortamda bir anlık sessizlik olmasına sepep olduysa da delimezar o birleştiriciliğiyle ortamı sakinleştirdi.
"Bakım süresince bir ara servis dışı kaldık."
İşin özü; bakımımızı yaptırdık ve yaza hazır bir duruma geldik en nihayetinde.
Evet biliyorsunuz, bilim konusunda yurtiçinde olsun yurtdışında olsun çeşitli üniversitelerde kürsüsü bulunan, ülkemizin önde giden bilim adamlarından Prof. dr. depik'in hazırlayıp sunduğu "bilime sığ bakış" programının felsefe dosyasında izleklerden "peki ya David Lynch (Davut Vinç okunur) ne olacak" diye bir soru geldi. Şimdi orda da belirttim, sayın prof. depik de görüşlerime katıldılar; davut vinç bilimsel değil sanatsal bir kişi olduğundan bilimsel kıstaslara göre incelemek bilimsel bakış açısına yakışmaz. Onu ve o büyülü sinemasını sanatsal açıdan analiz etmek lazım. O iş de kendini sanat dünyasına adamış, yıllarca sanat tarihi dersleri almış (bkz. okulu sündürmek) bendenize düştü.
Ama ondan önce yıllardır büyük ustaya yazmak istediğim bir mektup var, onu aradan çıkarayım istiyorum; buradan bütün evdekendimiz okurları önünde David Vinç'e sesleniyorum:
Sevgili Bay David Linç;
Sinemanızın büyük bir hayranıyım. Ama sadece hayranıyım, izlemeye gelince kafam almıyor o kadar şeyi. Zaten bir Mulholland Drive'ı izledim, bir de ikiz tepeler'i hayal meyal hatırlıyorum, ama mevzu neydi hiç bir fikrim yok. Gerçi Mulholland Drive'daki mevzu neydi onun hakkında da bir fikrim yok. İşte kızlar arada bir yiyiştiler de bilet parası boşa gitmemiş oldu.
Neyse abi, diyeceğim ben senin filmlerini aslında izlemedim. Ama muhtelif karılı kızlı sanat ortamlarında sanki izlemişçesine atıp tutuyorum, blue velvet olsun, lost highway olsun aklıma ne gelirse sayıyorum. Kimse de anlamıyor abi; metafor diyorum, altmetin diyorum, farklı okumalar filan derken iyice akılları karışıyor; zaten ben sana bir şey diyeyim mi Davut abi, milletin de bir şey anladığı yok izlediğinden. Ordan cüce geliyor, öbürü kayboluyor aha ordan bir şey çıktı derken bir bakıyoruz filim bitmiş la! Bu nasıl sinema allahını seversen, iki vurdu -kırdı bir şeyler koy, bir kemik sesi duyalım, araba takibi olsun aksiyon görelim be abi.
Ama tabi sen daha iyi bilirsin, yıllarını sanata gizeme vermiş insansın. Ha gene yap sen gizemini, sanatını, yapma demiyorum gene yap, ama hobi olarak yap. bak şu yaşına geldin bir tane ninjalı film çekmedin, nedir yani gizemse gizemin kralı ninjalarda, çeksene bir ninjalı filim!
Neyse konuyu uzattım, asıl ben şey diyordum, kızlara filan havam olsun diye filmlerini izlemiş gibi atıp tutuyorum ya; o konuda hakkını helal et abi, ahını almayayım.
Saygılarımla,
Onkaplan
Tabi böyle yazınca adam anlamaz, aha bu da ingilizcesi:
Dear David Lynch
I am a big fan of your cinema. But just fan. Not fun. It is too complicated for me you know. I just watched Mulholland Drive but have no idea about it. Maybe girls should be more naked, it is the way of art movie, you know better.
Vatevır, what i say is this: in ortams with lots of girls, i say many things about your movies, but guess what, all bullshit because i actually never watched them. I say metafor, different readings, subtitles, whatever suits… but Dear David, listen to me carefully, no one understands it because your films are too artful for us. Maybe it is time for you too shoot ninja movies, think about it, it would be awesome bro! A ninja film by David Lynch with lots of mançıka and other stuff! Art cinema world would be in total chaos, total shock! What a great thing to see…
But you know better, becuse you are the artful person and i am not. But give me helallik becuse i eat many bread on your cinema. Entel girls are pretty but speak too much nonsense.
Yours sincerly
Onkaplan (10 tiger, fantom you know? Espri babinda)
Aslında ben de biliyorum, felsefe bilim değildir; tüm bilimlerin anasıdır. Zaten bilim olsaydı sonunda "loji" olurdu. Fakat zaten "sığ bakış"la inceleyeceğim için sorun teşkil etmiyor.
Şimdi efendim felsefe denen şeyin kendisini irdeleyecek değilim. Sonuçta soyut bir varlıktır kendisi. Onu eleştirsen ne olacak? Yarın bir gün karşına çıkıp "Lan sen benim hakkımda böyle böyle demişsin. Enişteme dövdürcem seni!" diyemeyecek bir şeyi eleştirmek yakışık almaz. O sebepten felsefeciler ve filozoflar üzerinden gideceğim. Gerçi bir filozofun da beni eniştesine dövdürtmekle tehdit edeceğini sanmıyorum ama olsun.
Şimdi efendim öncelikle bu filozoflar ne yapıyorlar? Düşünüyorlar. İşleri güçleri bu! Sanki biz düşünmüyoruz anasını satayım. Ne üzerine düşünüyorlar peki? Yok "Biz varız da, nasıl varız?", yok "Ulan her şey değişiyor gibi", yok "Şu ırmakta acaba kaç kere yıkanılır lan?" gibisinden şeylere kafa yoruyorlar. Bunun kime ne faydası var sayın Evde kendimizciler? Varoluşu düşünüyormuş! A pezevenk, varız işte. Nasıl olduysak olduk. Sanki yeni bir dünya yaratacak nasıl olduğunu bulsa. Biri çıkmış değişim de değişim diye tutturuyor. Bir sen anladın her şeyin değiştiğini. Hayır yıllarca düşünüp bunu bulan adama duyulan saygı nedir ya? Ben asıl bunu anlamıyorum. Ulan hiçbir şey değişmese gün değişiyor. Sorsaydın ben söylerdim, niye onca yordun kafayı?
(Tiplere bak!)
Bunlar, artık devrin el verdiğince, çekiyorlar otu, atıyorlar hapı. Kafa bir dünya olduktan sonra mal mal düşünüyorlar.
- Lan Sokrat! Biz niye varız lan?
- Biz mi? Hahahahahhaha"
- Hahahhahahaahah
- Ehauhuaeuhueu
Diye mal mal gülüyorlar sonra da.
Descartes ne demiş: "Düşünüyorum, öyleyse varım!". Çok afedersin de sayın Descartes,
sıçıyorsun da sen. Sen patır patır boşaltırken dışardakiler gayet anlıyorlar senin var olduğunu. Neden bu kadar düşünmeye anlam yüklüyorsun? Bunların hepsi insani şeyler. Hangimiz yapmıyoruz?
Böyle boş boş konuşan insanlar neden bu kadar saygı görüyor ve hala anılıyor peki? Çünkü kendileri de farkında olduğu için milletin kafasını karıştırıyorlar. Misal Sartre demiş ki "İnsan neyse o değildir, ne değilse odur". Lafı değişime getiriyor o da. Sen şimdi çocuksun ama ilerde adam olacaksın gibisinden bir şeyler söylüyor. Bunu böyle söylerse millet takar mı seni? Kendisi de biliyor takmayacağını o yüzden adam gibi, net bir şekilde söylemiyor düşündüğünü.Ne oluyor böyle olunca? Millet "Ulan anlamadığımza göre çok mühim şeyler söylüyor olmalı" diye düşünüp saygı duyuyor, ekmeğiydi, şarabıydı gıda takviyesi yapıyor. Tıpkı şimdinin sanat filmleri gibi.
Bir kere de çıksınlar işsizlik nasıl çözülür, geçim sıkıntısına nasıl dayanılır, turşu limonla mı yapılır sirkeyle mi, gibi güncel ve gerçekten insanların işine yarayan şeyler düşünsünler. Bu arada dikkatinizi bir şeye çekmek isterim. Son zamanlarda dikkatinizi çeken, dünyaca meşhur olmuş bir filozof var mı? Yok! Olamaz da artık. Çünkü artık antik çağlardaki gibi ekmek elden su gölden geçinemiyorsun. Seve seve çalışacaksın. E insan geçim derdine düştü müydü oturup "Bütün bunlar benim zihnimde mi? O zaman zihnim nerede?" falan diye düşünemiyor. Zamanında buldular beleş meyveyi sebzeyi. Milletin kafasını karıştırıp ekmeğini aldılar. Her türlü hatunu lüleden yediler. Doygunluk olunca birbirlerinin lülelerine göz diktiler. Ooooh, gel keyfim gel. Şimdi yemezler anam! Adamın g.tünden kan alırlar Aristo, kan!