sığ bakış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sığ bakış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2010 Cumartesi

Bilime sığ bakış: Felsefe!

Aslında ben de biliyorum, felsefe bilim değildir; tüm bilimlerin anasıdır. Zaten bilim olsaydı sonunda "loji" olurdu. Fakat zaten "sığ bakış"la inceleyeceğim için sorun teşkil etmiyor.

Şimdi efendim felsefe denen şeyin kendisini irdeleyecek değilim. Sonuçta soyut bir varlıktır kendisi. Onu eleştirsen ne olacak? Yarın bir gün karşına çıkıp "Lan sen benim hakkımda böyle böyle demişsin. Enişteme dövdürcem seni!" diyemeyecek bir şeyi eleştirmek yakışık almaz. O sebepten felsefeciler ve filozoflar üzerinden gideceğim. Gerçi bir filozofun da beni eniştesine dövdürtmekle tehdit edeceğini sanmıyorum ama olsun.
Şimdi efendim öncelikle bu filozoflar ne yapıyorlar? Düşünüyorlar. İşleri güçleri bu! Sanki biz düşünmüyoruz anasını satayım. Ne üzerine düşünüyorlar peki? Yok "Biz varız da, nasıl varız?", yok "Ulan her şey değişiyor gibi", yok "Şu ırmakta acaba kaç kere yıkanılır lan?" gibisinden şeylere kafa yoruyorlar. Bunun kime ne faydası var sayın Evde kendimizciler? Varoluşu düşünüyormuş! A pezevenk, varız işte. Nasıl olduysak olduk. Sanki yeni bir dünya yaratacak nasıl olduğunu bulsa. Biri çıkmış değişim de değişim diye tutturuyor. Bir sen anladın her şeyin değiştiğini. Hayır yıllarca düşünüp bunu bulan adama duyulan saygı nedir ya? Ben asıl bunu anlamıyorum. Ulan hiçbir şey değişmese gün değişiyor. Sorsaydın ben söylerdim, niye onca yordun kafayı?
(Tiplere bak!)



Bunlar, artık devrin el verdiğince, çekiyorlar otu, atıyorlar hapı. Kafa bir dünya olduktan sonra mal mal düşünüyorlar.
- Lan Sokrat! Biz niye varız lan?
- Biz mi? Hahahahahhaha"
- Hahahhahahaahah
- Ehauhuaeuhueu
Diye mal mal gülüyorlar sonra da.

Descartes ne demiş: "Düşünüyorum, öyleyse varım!". Çok afedersin de sayın Descartes,
sıçıyorsun da sen. Sen patır patır boşaltırken dışardakiler gayet anlıyorlar senin var olduğunu. Neden bu kadar düşünmeye anlam yüklüyorsun? Bunların hepsi insani şeyler. Hangimiz yapmıyoruz?

Böyle boş boş konuşan insanlar neden bu kadar saygı görüyor ve hala anılıyor peki? Çünkü kendileri de farkında olduğu için milletin kafasını karıştırıyorlar. Misal Sartre demiş ki "İnsan neyse o değildir, ne değilse odur". Lafı değişime getiriyor o da. Sen şimdi çocuksun ama ilerde adam olacaksın gibisinden bir şeyler söylüyor. Bunu böyle söylerse millet takar mı seni? Kendisi de biliyor takmayacağını o yüzden adam gibi, net bir şekilde söylemiyor düşündüğünü.Ne oluyor böyle olunca? Millet "Ulan anlamadığımza göre çok mühim şeyler söylüyor olmalı" diye düşünüp saygı duyuyor, ekmeğiydi, şarabıydı gıda takviyesi yapıyor. Tıpkı şimdinin sanat filmleri gibi.

Bir kere de çıksınlar işsizlik nasıl çözülür, geçim sıkıntısına nasıl dayanılır, turşu limonla mı yapılır sirkeyle mi, gibi güncel ve gerçekten insanların işine yarayan şeyler düşünsünler. Bu arada dikkatinizi bir şeye çekmek isterim. Son zamanlarda dikkatinizi çeken, dünyaca meşhur olmuş bir filozof var mı? Yok! Olamaz da artık. Çünkü artık antik çağlardaki gibi ekmek elden su gölden geçinemiyorsun. Seve seve çalışacaksın. E insan geçim derdine düştü müydü oturup "Bütün bunlar benim zihnimde mi? O zaman zihnim nerede?" falan diye düşünemiyor. Zamanında buldular beleş meyveyi sebzeyi. Milletin kafasını karıştırıp ekmeğini aldılar. Her türlü hatunu lüleden yediler. Doygunluk olunca birbirlerinin lülelerine göz diktiler. Ooooh, gel keyfim gel. Şimdi yemezler anam! Adamın g.tünden kan alırlar Aristo, kan!

15 Mart 2010 Pazartesi

Bilime sığ bakış: Küresel ısınma!



Sayın Evde kendimizciler! onkaplan'ın kendi blogunda mükemmel bir yazı dizisi var. "Onkaplan'la Sanata Seviyesiz Bakış" adında. Seviyesiz bakış dedin miydi beni tarif ediyor olay. Cehalet mutluluktur gibi bir şey bu. Ayrıntıları bildikçe insanlığımızı kaybediyoruz, şaşıracak şey kalmıyor. Misal bir geminin nasıl yüzdüğüne şaşırmak güzeldi. Sonradan kaldırma kuvveti falan öğrendik, mantıklı geldi. Ben de koyverdim her şeyi. Bilmek bir şeye yaramıyor.

Ben de onkaplan'dan esinlenerek (müsadesine sığınarak) sığ bakışla yazacağım her şeyi. Bilime, sanata, spora falan sığ bakışla bakacağım bundan sonra. Hatta sığ olduğunun farkında olmayıp, çok komplike yazıyormuşum gibi düşüneceğim. "Bunların hepsinin arkasında Amerika var!" gibi.

İlk konumuz küresel ısınma. Arkadaşım küresel ısınmadan bahsediliyor, bu sene hayvan gibi soğuk oldu. Hani ısınıyorduk ulan mütemadiyen. Geçen sene bu sıralar mont giymiyorduk. Bu sene montla bile üşüyoruz. Her sene doğalgaz faturası artıyor. Nasıl iş bu?

Bunlar hep İsrail'in oyunları. Orada havalar sıcak ya, tüm dünyayı kandırıp iklimi soğutmaya çalışıyorlar.

Bir de neymiş efendim, kutup ayılarının nesli tükeniyormuş! Ya bu kutup ayısı denen hayvanın ne faydasını gördük bugüne kadar? Ne eti yenir, ne süt verir. Tarlaya koşsan, koşulmaz. Üstüne binsen, binilmez, asabiyet yapar.

E bu zamana kadar kimbilir hangi hayvanların nesli tükendi. Dinozorlar yok diye çok mu zorluk çektik arkadaş? Kutup ayısı da adam olsun tükenmesin madem. Ulan bugün insanlığın nesli tükenecek olsa hangi hayvan çıkıp üzülecek? Sorarım size! Yok efendim buzların erimesi kutup ayısı için kötüymüş. Rakıyı da buzsuz içiversinler bundan sonra. Hem buz rakının tadını bozar.




Not: Nesli tükenen canlılar azuth'un masada boş bardaklar blogunda ele aldığı bir konudur. Kendisinden çalıp çrptığım cümleler var.