21 Ekim 2009 Çarşamba

Şehir Rehberi (City Guide)

"O nerde lan?" dedim. Başladı anlatmaya...

"Şimdi meydandaki heykelin oraya git. "Ulu Cami'"yi göreceksin. Onun sağındaki sokağa gir. Yüz metre ileride sağda "Atatürk İlköğretim Okulu"'nı göreceksin. Geçince sola dön, ordan ilk sağa gir. Biraz ilerde "Dostlar Kahvehanesi"'ni göreceksin. Tam karşısında "Kardeşler Lokantası" var. Onun hemen sağından giriyorsun, biraz ilerde "Üçler" Ekmek Fırını var. Tam karşısında "Köşem Market" var..." diye uzun bir süre daha devam etti.

"İyi de" dedim, "Hangi şehir bu?".

"Farketmez" dedi.

For foreign At home ourselves fans:

go go go. turn right. you will see "Ulu Mosque". turn left. go go go gooo....

20 Ekim 2009 Salı

Bir yol hikayesi

Thelma ve Louise tadında bir yazı bekleyemeyin. Annemlerin köyünde ekin biçilmiş, sapları da babamın köyüne götürülecekti. İki köy arasında yolculuk etmek için şehre inip diğer köye gitmek gerekiyordu normalde. Biz hep öyle yapıyorduk. Fakat bu sefer diğer köyler üzerinden gidilecekti.

Yanlış hatırlmıyorsam altıncı sınıfın yazıydı. Çünkü Tarkan'ın "Şımarık" şarkısı çıkmamıştı daha. Kamyonun kasasını tepeleme doldurnuştuk. Hatta şöför kabininin bile üstüne tşmıştı. Abimle içten içe "kasada gideriz inşallah" hesapları yapıyor ama, babama soramıyorduk. Zaten annemle babam şöförün yanına otursa, biz mecburen kasada gidecektik.

Beklenen oldu ve babam yolcu listesini açıkladı. bizim biletlerde kasa yazıyordu. Vakur bir biçimde "gideriz artık kasada, naapalım" gibisinden tepkiler veriyorduk ama, çıldırmak üzereydik. Upuzun bir yoldu ve kasada gidecektik lan.
(buradan 100 kişiyi çıkarınca bizim yolculuğu gözününüzn önüne getirebilirsiniz)

Yaz ortası olmasına rağmen hava çok sıcak değildi. Tepede güneş vardı ama çok yakmıyordu. Zaten sıcak değil de, nem fena yaptığı ve Devrek'te çok nem olmadığı için çok rahatsız değildik. Kasaya atladık ve yolculuk başladı. Balyaların arasında kendimize birer yer yaptık ve otura otura devam ettik bir süre. Sonra yavaştan ayağa kalkmaya ve ön kısımlara ilerlemeye başladık. Açık havada yolculuk yapmak kadar güzel bir şey yoktur sayın Evde kendimizciler. Biz de Fargo'nun kasasında bir nevi cabrio tadı yakalıyorduk. Cabrioyu kim kaybetmiş de biz buluyoruz zaten. Bizim için cabrio kamyon kasasıdır.

İlerledikçe diğer köylerin içinden geçmeye başladık. Köylerin içinden geçerken meyve ağaçlarının dalları gelmeye başladı üstümüze. O da son nokta oldu bizim için. Elmaya armuda dalmıyorduk, ağaç ayağımıza geliyordu. Biz sadece uzaktan kestirdiğimiz olmuş meyveleri elimizi kaldırarak alıyorduk. Hele bir seferinde bir salkım çekirdeksiz çavuş üzümü yakalamıştım. Hey gidinin be!

Hafif ve ılık esen rüzgarı hissede hissede ilerliyor, türlü meyveler yiyor, hafif aksiyonlar yaşayarak dünyanın en güzel yolculuğunu yapıyorduk. Birisi çıkıp da şehirlerarası otobüs yerine bu kamyonu koysa iki katı para verir, on katı yavaş gitmeyi seçerdim. Fakat otobandan gitmeyecek. Mümkün olan en sapa yoldan gidecek. Şerefsizim paranın gözüne vurursun. Zaten yük taşıyorsun. Üstüne yolcu parası, mis!

Bir iki kez kalın ve alçak dallar yüzünden küçük tehlikeler atlattık ama bir seferinde kasanın kenarındayken küçük bir virajda dengemi kaybedip düşüyordum nerdeyse. Filmlerde otobüsün yanına tutunup giden aktörler gibiydim. Bildiğin Jeki Çen olmuştum. Son anda balyaları bağladığımız ipe tutunup düşmekten kurtuldum. Fakat bacaklarım falan bayağı sarktı aşağı doğru. Şöför o an aynadan baksa, o da tam bir film tadı yakalardı. Sonra tırmanıp kurtuldum çok şükür. Çünkü korktuğum düşmek değil, babamın azarıydı.

Bu olaydan sonra daha temkinli devam ettik yola. Her güzel şey gibi bu yolculuk da bitti sonunda.

Çocukluk güzeldi be. Köyde insanlar vardı, arkadaşlar vardı, akrabalar vardı. Hayvan güdüp derede falan yüzüyorduk. En büyük derdimiz çükümüzün ne zaman kalkacağıydı. Sonradan o da oldu zaten. Öyle güzeldi ki, üzerine ne yolculuklar, ne maceralar yaşamaya rağmen onbeş sene önce yaşadığımız bir-iki saati beynimize kazıyordu.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Evde kendimiz yeni yazarını arıyor

(temsili resim)

Arıyor da nerede arıyor? Aha da burada arıyor. Kafama esti şimdi. Evde kendimiz'in isyankar, bilinçli, diyalektik tavrını benimsemiş, sporun ve sporcunun dostu, sanata ve sanatçıya saygılı, dünyanın şu haline kaygılı, "ben yaparım lan" diyen yazar veya yazarlar arıyoruz. Askerde olan, askerde olmasa da askerdeymiş gibi yapan yazar arkadaşlarım sağolsun, biraz destek yazarlara ihtiyacımız var.

Gayri ciddiyetimize katılmak isteyenlerle görüşmek isteriz. Aradığımız tek şart Cankan'dan Yaranamadım'ı baştan sona dinleyebilmek. İletişimde yazan maile yazabilirler ama onun şifresini unuttum. AOE biliyor, o da askerde. Onun içün şimdilik koraybagcan@gmail.com'a da mesajlarını iletebilirler. Bir iki yazı yayınlanır, baktık Evde kendimizciler de beğeniyor, devam ederiz. Sonuçta önemli olan onlar, değil mi?

Sonradan: bu arada şifreyi attım, tuttu. İletişim mailine de yazabilirsiniz. Gerçi bir girdim maile, kimse yazmamış lan! Bir kişi mi iletişmek istemez? Çok üzüldüm yine.

16 Ekim 2009 Cuma

Anket değerlendirmesi: Küçük Tayyip...

Türk gençliği ve orta yaşa yaklaşmaya yüz tutmuş insanlarının, güncel konular hakkında, siyasi, toplumsal ve edinimsel fikirlerini çaktırmadan öğrenmeye çalıştığımız, toplumun adeta ağzını aradığımız anketlerimiz devam ediyor sayın Evde kendimizciler. Yoğun ilgi görmeyen sdon anketimizle karşınızdayız. Öncelikle, neden ilgi görmüyor lan bu anketler? Bir tane şık işaretleseniz ne kaybedersiniz? Halbuki her fikri yansıtan şıklarımız mevcut anketlerimizde.

Son anketimiz Küçük Tayyip'ti. Bu köşeden onca azarlamam boşa gitmemiş bunu anlamış oldum.. Günbegün sizlerin toplumsal ve siyasi olaylara olan ilginizin arttığını ve bu konular hakkında fikir yürüttüğünü görmek çok güzel. Türk gençliğini apolitiklikten kurtarıyoruz yavaştan.

Fazla söze hacet yok. Katılımcılarımızın büyük çoğunluğu duygu sömürüsünü yememiş ve siyasi duruşunu otya akoymuş maaşallah. Zaten geriye kalan 19 oyun 10 tanesini falan ben verdim. Gençlik canavar. Aynen devam!...

6 Ekim 2009 Salı

Reel ekonomi 008: Sektöre yön verenler

Yine uzun bir aradan sonra yine karşınızdayız sayın Evde kendimizciler! Neden uzun bir ara oldu pek? Çünkü yazı dizimizin normal seyrinden çıkıp sektörlere yön veren insanları ve onların fikirlerini blogumuza taşımaya karar verdik. Verdik dediğim Mahir Eğilmez'le ben düşündük bunu. Bir gün Bebek'te bir kafede ekonomi üzerine muhabbet ediyorduk. Ekonomi üzerine edilebilecek en zorlu tartışmaydı bu. Hesabı sen mi ödeyeceksin, ben mi ödeyeyim tartışması. Dedim "Mahri valla olmaz, ben ödeyecem". Kızdı bu... "Ulan benim adım Mahfi, Mahfi... Ayrıca ne münasebet. Ben öderim hesabı." diye çıkıştı. "Tamam Mahvi, sen öde. Yeter ki kızma" diye aldım gönlümü. Sonra sordum buna "Ya Mafhi, Reel ekonomi'ye yeni bir soluk lazım. Ne yapsak ki?". Bu dedi "kendi sektöründe lider konumundaki insanları konuk et" diye. "Ulan Mahli, işi biliyon hea" diye omuzlarını kabarttım tabi bunun.

Bu yazımızdaki konuğumuz otoparkçı Hulusi Şengül. Kendisi otopark sektörüne yön verenlerden birisi. Giriyorsunuz otoparka, "Sağ yap sağ sağ sağ! Şimdi öyle gel, gel öyle gel geeel" diyerek yön veriyor.
(Hulusi Bey bizleri ofisinde ağırladı)

Şimdi röpörtajımıza geçelim:

- Hulusi Bey bu işe nasıl girdiniz?

- Peder bey yazları boş durmayayım, hem iki para kazanayım diye bizim mahalledeki otoparkçı Mustafa Abi'nin yanına verirdi beni. Öyle girdik işte.

(gülüşmeler...)

- Peki nasıl bu kadar yükseldiniz?

- İki sene sonra Mustafa Abi'yi bıçakladım. Adam üstüme fazla gelmeye başladı. Görev tanımında olmayan görevler yüklemeye başladı üstüme. Kurumsal bir işletmeye yakışmayan hareketlerdi. Ben de kariyer planım doğrultusunda bıçakladım kendisini. Namımız yayıldı tabi o genç yaşta. Reşit olmadığım için biraz yattım çıktım. Sonra yürüdük işte.

(gerilmeler...)

- 2008 global mali krizini, otopark sektörü çevresinde değerlendirir misiniz?

- Valla zorlu bir dönem oldu. Özellikle toplu taşımaya yönelenler ve otoparka para vermek istemeyen sürücüler yüzünden bir hayli daralma oldu. Amerika'daki mortgage faizlerinin artması da bizi çok etkiledi tabii.

- Bu dönemi atlatmak için ne gibi uygulamalarda bulundunuz?

- Biraz fiyatları kırdık, üyeliği daha cazip hale getirdik. Arabasını yol kenarlarına çekenlerin arabasını çizdik, lastiğini patlattık falan. Böyle uygulamalar işte.

(gülüşmeler...)

- Peki sektördeki ve sektöre girmek isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?

- Ayaklarını denk alsınlar! Benim işimi bozanın yuvasın bozarım. Kimin müşterisini çalıyonuz lan siz! Adamın .mına gorum valla

- Hulusi Bey, ayıp olmuyor mu?

- Ne ayıbı lan godoş? Kimin ekmeğiyle oynuyonuz lan siz? Adamın asabını bozmayın. Valla bi çakarım, bi de yerden yersn alimallah.

(itişmeler...)

- Hulusi Bey vurmayın...

(kaçışmalar...)


fotoğraf: Mahvi