13 Ağustos 2009 Perşembe

Asker gidecek, geri gelecek!


Bugün iki tane dağ gibi adamı askere yolladık. AOE ve sezon başından beri takıma yeterli katkıyı sağlayamayan marvadam bugün birliklerine teslim oldular. "Teslim oldular" lafı bile askerlik hakkında çok şey anlatıyor sanırsam. Veya bana öyle geliyor. Dayanıp izin kullanmazlarsa beş buçuk ay sonra aramızda olacaklar inşallah.

Evde kendimiz'de kolay kolay rastlayamayacağınız bir yazı bu. Her gün birlikte olmasak da, AOE kişisi, şimdi arkasından konuşup ben kimseyi efendim, son iki-üç ayını bizden uzakta ege sahillerinde geçirmeyi tercih etse de, bir garip oluyor insan. Öss'den çıkmış lise mezunu gibi kaldım nedense. Bir de benim askerliğim var, şunun şurasında dört ay sonra. Dönüşüm mayıs 17 desek, on ay falan beraber rakı içemeyeceğiz galiba. Çok içemiyorum gerçi son zamanlarda. Eskiden bir büyüğü devirirdim, şimdi dibinde biraz kalıyor. Artık daha çok kalacak sanırsam.

Sınırsız sohbet ve kesintisiz moral kaynağı AOE ve marvadam'a hayırlı tezkereler dileyelim. Sizin askerlik bitmez lan!
(AOE deniz kuvvetlerine gireceğini umuyordu)

7 Ağustos 2009 Cuma

Sıcak ve Kum Sordular; Neredesin? -Patara'daydım

Güneş yaksın-bunaltsın, kum herbiyerimize girsin, deniz de "git git derinleşmiyo" tadında olsun istiyorsanız aradığınız yer Patara'dır.

"Dokununca büyüyen sihirli fotoğraflar"

Sen Fethiye'nin o güzel havasını bırak, Antalya'ya doğru 70 km yardır, o sarı tabelayı göreceksin; "Patara 6". 6. patara anlamında değil tabi bu. Patara 6km demek. Bazıları farklı yorumluyor da o sebepten açıklama gereği duydum. Neyse geldik mi Patara'ya. Girişte öncelikle kişi başı 5TL'yi bayılıyoruz. Malum tarihi bir yere giriyosan paradan kısmayacaksın arkdaş. Aracımızla içeri giriş yaptık. Otoparkımsı yere aracımızı parkettikden sonra Kerbela misali oldukça sıcak, kısa bir yolu yürüyerek kumsala varıyoruz. Kumsal alabildiğine uzun. En uzun kumsal olma özelliği vardı ama nerenin en uzun kumsalıydı tam olarak hatırlayamıyorum. Onu bir şekilde öğrenirsiniz çok da merak ettiyseniz.

Memleketimin bir çok yerinde olduğu gibi burada da şezlong şemsiyeler dizilmiş. Parayı veriyorsun yatıyorsun. Ya da kendi şemsiyeni kendin götürüp keyfine bakıyorsun bu kısımları bildiğiniz gibi.

Denizi, yüzmek isteyenler için pek keyif verici sayılmaz. Yok "ben dalgalarla oynaşayım, dalga gelince zıplayayım, suyu da sığ olsun, yüzme de bilmiyorum hem, arayıp da bulamadığım şey" diyorsanız, Patara'nın denizi tam size göre.

Denizi karşınıza aldığınızda sol tarafa doğru ilerlediğinizde kayalığımsı bir yapı yer almakda. Kızgın kumları aşarak o kayalara çıkarsanız arka tarafta Kekova taraflarını görebilir, diğer tarafda da Patara plajını yukarıdan izleme ve fotoğraf çekme şansı yakalayabilirsiniz. Yürekli yağız delikanlılar varsa aramızda onlar da o kayalardan denize doğru atlamak suretiyle serinleyebilirler tabii ki. Ancak tekrar kayalara çıkış oldukça güç olduğundan, uzunca bir mesafeyi de yüzmek zorunda kalabilirler.


Deniz, kumsal için çok fazla söylenebilecek bir şey yok. Diğer tarafdan kumsalın gerisinde Patara'nın tarihi kalıntıları yer almakta. Bu yazın sıcağında oraları da doyasıya gezmek istiyorsanız ya erken ya da geç saatte gitmeniz tavsiye olunur.

"Kayalığa çık Kekova'yı göreceksin."

"Falez diye tabir edilen doğal yapılar."

"Otla çekince daha bir asortik görünmedi mi?"
"Çennetten bir köşe." (Yok artık daha neler)

"Burdan atlanır"

Neden gidilsin: "Buralara kadar geldik de görmedik demeyelim." "Kumsalları severim, her yerime kum kaçsın." "Kemiklerimiz ısınsın." "Ananemizi kuma gömelim." "Zaten tatil yapamamışsınız siz gidin yazık size=)"

"Çok sıcak ya o bakımdan."

Neden gidilmesin: "O kadar yol gitmeye değmez. (Bulunduğunuz yere göre)" "Havası buhranlı." "Denizi yüzülesi değil" "Akşam maç var"

fotoğraflar: ben tabii kii...

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Öyle mi? O zaman hemen gidelim.


Genellikle dandik sinema filmlerinin tanıtımını yapan arkadaşların (Alp Kırşan, Yağmur Atacan, Okan karacan) ettiği bir laf var. Sözde çok iyi bir komedi filmi yaptıklarını söylerler ve eklerler "Biz çekerken çok eğlendik". Bu lafı edenin, o filmin ve lafın kendisinin salaklığından bahsetmeyeceğim. Neden bir gün de korku filmi çeken biri çıkıp "Filmi çekerken altımıza sıçtık, zor bitirdik şerefsizim" demiyor? Hatta mal gibi, çekerken çok eğlendik diyen de var. Ulan makara kukara çekilen korku flminden ne hayır gelir? Ha şimdi derseniz ki "Eee? Az önce komedi filmi çekerken eğlendiğini söyleyen adama kızıyodun?", sonuna kadar da haklısınız. Kendimle çeliştim ama mantıklı bence.

Hüzünle karışık sevinçle harmanlaşmış gurur: Habertürk'e çıktık (gazete olanı)

(dokanın büyüsün, kocaman olsun)

Bugün bir arkadaşımın "Ünlü oldunuz lan! Sizin site Habertürk'e çıktı" demesiyle seyirte seyirte gazete bayisine koştum ve söz konusu gazeteyi edindim. Seyirtirken bir yandan da "Site değil olum o, blog blog" diye içimden geçirdim. Hakikaten de 20. sayfada bir bölümde bendenizin yazdığı Pilav Arabası Yazısını yayınlamışlar. Blogun linkini falan da vermişler sağolsunlar ama bir garip oldum. Sonuçta ulusal bir gazetede bir yazım yayınlandı ama insan bir izin alır yahu. Para mı isteyeceğiz sanki. Gerçi ne istemeyeceğim lan! İsterdim. Şimdi bunlara dava mı açsam, reklam içün teşekkür mü etsem bilemedim. Resmi de koymuşlar bir de.

Öyle çok ziyaretçi de gelmemiş gerçi bugün. Demek ki internet kullanıcıları Habertürk'ü çok tercih etmiyor ya da çok sallamıyor.

2 Ağustos 2009 Pazar

Ocağımı yıktın 3G

Bu yazı yetişkinler içindir. 18+ ve 60- yaş grupları okuyabilir. Berkecan, sen okuma!

3G sonunda geldi. 3G ye geçen 121. ülke olarak acayip gurur duyduk bu işten, zira teknolojide çok ileri olduğumuz ortaya çıktı. Bu teknolojinin en büyük nimeti sayılabilecek şey de görüntülü konuşma yapabilmek, bildiğiniz üzere.

3G'nin faaliyete geçtiği ilk akşam kız arkadaşımla telefonda konuşuyoruz. Kısa bir "Nasılsn, iyi misin? Ben iyiyim sen nasılsın? İyi benden de, senden naber?" den sonra "Üzerinde ne var?" kısmına geçtik. Zira kendisiyle düzenli telefon ilişkimiz var. Yan yanayken olmuyor. Her seferinde bir punduna getirip elimi atma denemelerimi ustaca manevralarla bertaraf ediyor. Akşam namazı okunma üzereyken de eve gidiyor.

Neyse efendim... Dedim "Üzerinde ne var?", dedi "Kırmızı geceliğim hihihihi...". Dedi "Senin üzerinde ne var?", dedim "Siyah, vücuda oturan gömleğim.". Birden "Aaaaaaaa bugün 3G çıktı. Dur görüntülü arayayım.". "Ne gerek var? Böyle daha güzel. Öyle işin büyüsü bozulur..." demeye kalmadan suratıma kapadı.

Üzerimde siyah, vücuda oturan gömlek var dedim ama ne bileyim görüntülü arayacağını. Cevap vermesen olmaz. 3G'ye kaydolduğumu da biliyor. Üstümde de sadece çatal atletle beyaz külot, yaymış oturuyorum evde. Atlet hem teri alır, hem belden soğuk yemeyi önler. Her mevsim giyeceksin. Büyük kolaylık. Kızlar pek sevmez o ayrı.

Gömleği giymeye vakit kalmadan aradı. Mecburen açtık telefonu. Dedi "E sen görünmüyorsun, ışığı açsana!", dedim "böyle daha iyi değil mi?". İllede ışığı aç diye tutturdu, açtım ben de. Bir baktım bunun üstünde hakkaten kırmızı gecelik. Yanındaki karede çatal atletle ben. Bunun bir suratı düştü. Böyle bir soğudu birden. "Atlet teri alıyor, hem belden soğuk yemiyorum. Şimdi yavaş yavaş atletimi çıkarıyorum. Heyecanlanıyor musun?" falan dediysem de pek işe yaramadı. "Annem çağırıyo" dedi ve suratıma kapadı. 3 gündür de çeşitli bahanelerle telefonda adam gib konuşmuyor, buluşma tekliflerini reddediyor.